Diyabetin Komplikasyonları


Kan şekeri kontrolünün sağlanamaması, kısa veya uzun dönemde gelişen sağlık sorunlarını oluşturur. Diyabet küçük ve büyük damarlarla birlikte sinirlerin de hasar görmesine neden olabilir. Diyabetin neden olduğu bu hasarlar komplikasyon olarak tanımlanır.

Akut komplikasyonlar hipoglisemi, diabetik ketoasidoz koması, hiperozmolar hiperglisemik nonketotik komadır. Retinopati (gözlerin hasar görmesi), nöropati (sinirlerin hasar görmesi), nefropati (böbreklerin hasar görmesi), diyabetik ayak (ayak ülserleri) ve empotans, kronik komplikasyonlardır. Diyabetin akut ve kronik komlikasyonları hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabetlilerde görülebilir
.

Retinopati
Diyabetik retinopati göz küresinin arkasında yeralan retina tabakasındaki damarların hasarıdır. Hasarın erken devrelerinde görme etkilenebilir. Diyabet tanısı konduğunda yapılacak gözdibi muayenesi retinopatinin erken teşhisi için önemlidir. Diyabetik retinopatiye bağlı olarak gelişen görme azalmasının zamanında tanı ve fotokoagülasyon ile önemli ölçüde önlenmesi mümkündür. Örneğin zamanında yapılan lazer tedavisi ciddi görme kaybı riskini % 60 oranında azaltabilmektedir.Gözdibi muayenesi için göze, gözbebeklerinin genişlemesini sağlayacak bir damla damlatılır, bu şekilde gözün arka bölümündeki göz damarlarının ve oluşmuş değişikliklerin oftalmolog tarafından iyice görülmesi sağlanır. Diyabetli bireylerin yılda en az 1 kez gözdibi muayenesi yaptırmaları gerekmektedir.

Retinopatinin erken tanısı ve tedavisi sağlanmaz ise diyabet körlüğe neden olabilir. Ancak körlük oranı diyabetlilerin %10'undan daha az bir bölümünde görülmektedir. Radyasyon aracılığı ile kuvvetlendirilmiş ışık anlamına gelen lazer ile günümüzde diyabetik retinopatinin tedavisinde önemli başarılar sağlanmıştır. Görme sorunu olan birçok diyabetli lazer tedavisinden çekinmekte ve gözlük kullanarak bu sorunlarını çözümleyebileceklerini düşünmektedirler. Diyabetli birey bu konuda bilgilendirilmeli ve lazer tedavisinin uygulanış şekli açıkca anlatılmalıdır. Bu tedavi şeklinde, diyabetli birey bir cihaza baktırılır ve verilen lazer ışını ile retina damarları tedavi edilir.

Nefropati
Diyabeti olan her bireyde nefropati gelişmez. Fakat kan glukoz kontrolü sağlanamyan Tip 1 diyabetlilerin %30-35'inde, Tip 2 diyabetlilerin %5-10'unda nefropati gelişmektedir. Amerika'da tüm böbrek hastalarının % 40'ı diyabetlidir. Metabolik kontrolü sağlayabilmiş diyabetlilerde nefropatinin görülme sıklığı düşüktür. Diyabetin kötü kontrolü dışında diyabet süresi, hipertansiyon, yüksek protein alımı, lipid düzeylerindeki anormalliklerde diyabetik nefropatinin gelişimini etkileyebilmektedir.

Son yıllara kadar, klinik olarak iyice ortaya çıktıktan sonra nefropati tanısı konulabiliyordu. Günümüzde hassas laboratuvar yöntemleri ile idrarda albumin bakılmak suretiyle nefropatinin erken dönemde tanısı konulabilmektedir. Erken döneminde tanısı konulmuş diyabetiklere uygulanan yoğun insülin tedavisi ve sık aralıklı vizitlerle, nefropatinin ilerlemesi durdurulabilmektedir. Diyabetlilerin yılda en az 2 kez mikroalbuminüri ölçümü yaptırması erken tanı için gereklidir.

Mikroalbuminüri
Normalde dakikada idrar ile atılan albumin miktarı 20 mikrogramdır, bu düzey 20-200 mikrogram ise diğer bir ifade ile 24 saatlik idrar toplandığında 30-300 mg albumin varsa mikroalbuminüri varlığından söz edilir. Mikroalbuminüri tayini için 24 saatlik idrar tahlili en güvenilirdir. Diyabetli birey sabah ilk idrarını dışarı yapar, ertesi gün sabah ilk idrarı dahil olmak üzere 24 saat boyunca yaptığı tüm idrarı toplar ve laboratuvara getirir. Laboratuvarda yapılacak ölçüm dışında diyabetli bireyin evde kendi kendine uygulayabileceği tayin yöntemleride vardır. Kanda ve idrarda glukoz ve keton ölçümü için kullanılan test çubukları olduğu gibi mikroalbuminüri tayini yapmak içinde test çubukları bulunmaktadır. Evdeki ölçümlerde, herhangi bir andaki idrarda mikroalbuminüri bakılması güvenilir sonuçlar vermeyebilir bunun için 24 saatlik idrarda test edilmelidir.
 
Nöropati
Glisemi kontrolünün sağlanamaması sinir hücrelerine zarar verebilir. Buna nöropati adı verilir. Sinir hücreleri şişer, nedbeleşir ve temel görevlerini yapamaz hale gelir. Bazı sinirlerin hasar görmesi, ayakların ve bacakların aşağı kısımlarında ağrı ve karıncalanma ile uyuşma, sızlama, zonklama ve yanma şikayetlerine yol açar. Birey ayağındaki kesik, yara veya yanmayı hissetmeyebilir. Nöropati, diare, ödem, terleme, solunum bozukluğu, taşikardi, hipotansiyon, impotans, hipoglisemik semptomların hissedilmemesi gibi çeşitli sorunlarda oluşturabilir. Nöropatik belirtiler ile nöropatinin başlama zamanındaki hiperglisemi düzeyleri arasında kesin bir ilişki yok ise de nöropatinin önlenmesinde glisemi kontrolü önemlidir. Bazen diyabetliler kan glukoz düzeylerinin kontrolü sağlandığı dönemde şikayetlerinin azaldığını söylerler. Hipoglisemiyi gösteren semptomların kaybı söz konusu olduğunda glisemi kontrolü çok sıkı yapılamıyabilir.

Diyabetik Ayak Gelişiminde Nöropati'nin Etkisi
Diyabetik ayak gelişiminde nöropati varlığı önemlidir, çünkü nöropati acıya duyarlılığı azaltır, küçük yara ve kesiklerin farkedilmemesine yol açar. Ayaklardaki nasır, kesik, çizik gibi problemlerin önlenememesi enfeksiyonun ilerlemesine, hipergliseminin kontrol altına alınamamasına, sonuç olarak ekstremite amputasyonlarına neden olabilmektedir. Diyabetlilerde alt ekstremite ampütasyonları diyabeti olmayanlara nazaran 10-15 kat fazladır. Diyabetik ayak yarası gelişme riski yüksek olan diyabetlilerin yakın takibi yapılmalıdır. Bireyin ayağındaki basıncı azaltacak önlemler alması ve özel ayakkabı kullanması yaranın ülserleşmesini önleyebilir. Diyabetik ayak oluşumunun önlenmesi ve tedavisinde en önemli nokta diyabetli bireyin ayak bakımı konusunda eğitilmesidir