Medikal Tedavi


Diyabetin medikal yani tıbbi tedavisi bir hekim tarafından sağlanır. Diyabet tedavisinde amaç kan şekeri kontrolünü sağlamak ve kan şekerinin kontrolsüzlüğü nedeni ile oluşabilecek komplikasyonların oluşumunu önlemek veya geciktirmektir. Bu amaça yönelik olarak ilaç sanayinin ürettiği çeşitli ilaçlar ve insülinler önerilir.

Oral Antidiyabetik İlaçlar
Tip 2 diyabetiklerde ağızdan alınarak kullanılan vücuttaki, insülinin pankreastan sekresyonunu ve/veya hedef hücrelere etkisini düzenleyen veya glukozun barsaktan emilimini yavaşlatan ilaçlardır. Halk arasında diyabet hapları diye isimlendirilen ilaçlar oral hipoglisemikler,oral antidiyabetikler,oral antihiperglisemikler olarak isimlendirilir. Oral antidiyabetiklerin kulanımından sonra genellikle geçiçi olarak iştahsızlık, gastrointestinal şikayetler (bulantı, gaz, diare) ciltte kaşıntı ve döküntü görülebilir. Nadiren yan etki nedeni ile ilaç kesilip değişiklik gerekebilir


Tip 2 Diyabette Kan Şekeri Kontrolünü Sağlamak Amacı ile Kullanılan ve Ülkemizde Mevcut Olan İlaçlar
Sulfonilüreler:Pankreastan insülin salınımını arttırır ve vücudu insüline daha duyarlı hale getirirler. (Betanorm, Diamicron, Diameprid, Diabinese, Gliben, Glutril, Glucotrol XL, Minidiab, Amaryl bu grup ilaçlara örnek olarak verilebilir). Yemeklerden yarım saat önce alınmalıdır. Günde tek doz olarak kullanılan uzun etkili türleri yemektede alınabilmektedir.
Bu grub ilaçların istenmeyen en önemli yan etkisi hipoglisemidir. Özellikle düzensiz ilaç kullananlarda ve düzensiz beslenenlerde kan şekerinde düşmeler daha sık görülmektedir. Hastalara, beslenme planlarında önerilen öğünleri ve ara öğünleri ihmal etmemeleri gerektiği anlatılmalıdır. Egzersiz uygulaması beslenme ve ilaç alım durumuna göre düzenlenmelidir.
Sulfonilürelerin yan etkileri
• Hipoglisemi
• Gastrointestinal sistem etkileri: iştahsızlık, bulantı, kusma, tıkanma ikteri
• Hematolojik sistem etkileri: agranulositoz
• Deri lezyonları:toksik eritem , dermatit
• Diğer: uygunsuz ADH sekresyonu , troidde iyod uptake azalması

Biguanidler: İnsülin mevcudiyetinde hücrelere glikoz (şeker) girişini arttırarak kan şekerini düşürürler, ayrıca bağırsaktan şeker emilimini azaltırlar (metformin). Şişman hastalarda tercih edilirler. Ülkemizde bulunan bu grup ilaçlar arasında Glucophage, Glifor, Gluformin, Glukofen sayılabilir. Gastrointestinal sistemde bozukluk, bulantı, iştahsızlık yaptıkları için yemek sonrası tok karnına (son lokma ile) alınmalıdırlar.

Alfa-Glikosidaz inhibitörleri:Ülkemizde Glucobay, Glynose adıyla bilinen bu grup ilaçlar, bağırsakta karbonhidratların parçalanmasını yavaşlatarak yemek sonrası olan kan şekeri yükselmelerini azaltırlar. Yemekle alınan karbonhidratların parçalanmasını etkileyecekleri için yemeğe oturunca, yemeğin ilk lokmasıyla beraber alınmalıdırlar.

Glinidler: Nateglinid, Repaglinid (Novonorm, Starlix) olarak bilinen ilaçlar pankreasta insülin salgılayan beta hücrelerini kısa dönemde uyararak yemeklerden sonra oluşan tokluk kan şekerindeki artışı azaltırlar.

İnsülin dirençini azaltan, insüline duyarlılığı arttıran ilaçlar:Bu grup ilaçlar metforminden farklı etki göstererek insülin dirençini azaltır. Vücutta hafif derecede su tutulmasına ve ortalama olarak 2-3 kilo ağırlık artışına neden olabilmektedir (Avandia).

• Tip 1 diyabetikler
• Hamileler (Gebelik öncesi bu ilaçlar kesilip insülin tedavisi başlanmalıdır),emzikliler
• Böbrek yetmezliği olanlar
• Karaciğer yetmezliği olanlar
• Büyük cerrahi girişim, ağır travma, ağır enfeksiyona maruz kalanlar
• Akut metabolik komplıkasyonu olanlar(ketoasidoz,prekoma,hiperosmolar koma)
oral antidiyabetik ilaç kullanamaz.

İnsulin
İnsülin Tedavisinin Amacı
Kan şekerini normale getirmek
• Komplikasyonları önlemek
• Önlenemeyecek düzeyde komplikasyonlar oluşmuşsa ilerlemeyi durdurmak,
• Çocuklar için büyüme ve gelişmenin yolunda gitmesini sağlamak,
• Hamilelik ve gebelikle ilgili komplikasyonları önlemektir.


Günümüzde tedavi amacıyla kullanılan ticari insülinlerin, birçok bakımdan birbirinden farklı özellikleri vardır.
Elde edilen biçimlerine göre insülinler domuz, sığır, insan insülinleri (yarı sentez ve biyosentezle elde edilen) olarak isimlendirilir. Domuz ve sığır insülinlerinin yapıları vücudun ürettiği (insan insülini) insüline tamamıyla benzemez. Bu nedenle insan insülininden daha fazla reaksiyona sebep olabilmektedir. İki çeşit insan insülini vardır. Domuz insülinin insan insülinine benzeyecek şekilde değişime uğratılmasıyla elde edilen yarı sentetik insülinler ve insan vücudunun yaptığı insülinin yapısı ile aynı olacak şekilde genetik mühendislik teknikleri ile üretilen rekombinant (biyosentetik)insülinler. Biyosentetik (rekombinant) insan insülini vücudumuzun ürettiği insülinin tamamıyla aynısı olduğu için vücudun bu insüline karşı tepki gösterme olasılığı hayvan insülinine göre çok daha azdır.
Konsantrasyonları: Regüler (kısa etkili), orta etkili (NPH), hızlı etkili, uzun etkili, hazır karışım (Mix insülinler %10, 20, 30, 50, 70).
Etki biçimleri (etki zamanı): Bugün kullanımda olan insülinler etkileri yönünden: Kısa etki süreli ve çabuk etki gösterenler (berrak görünümlüdür).
Etkisi yavaş başlayıp orta derecede veya uzun etki süreli olanlar (bulanık görünümlüdür).
Kısa etkili ve orta etkili insülinin belli oranda hazırlanmış karışımlarıyla değişik etki süresi gösterenler olarak gruplandırılırlar.
Etkilerinin başlama biçimi ve süresi:Kısa, orta, uzun.
Uygulama biçimleri:
Deri altı, kas içine, damar içine.

Tip 1 diyabetliler (insüline bağımlı diyabetliler),
• Ağızdan şeker düşürücü haplarla kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 diyabetliler,
• Hangi tip diyabet olursa olsun, akut metabolik komplikasyon (koma) gelişmiş hastalar,
• Akut stres, travma (kaza, yanık gibi), cerrahi girişim (ameliyat) yapılacak tüm diyabetliler,
• Gebelik başlangıcından sonuna kadar tüm diyabetliler ve hamilelikte diyabeti ortaya çıkanlar,
• Komplikasyon gelişmiş tüm diyabetliler (retinopati, nöropati, diyabetik ayak, nefropati gibi),
• Pankreası herhangi bir nedenle ameliyatla alınmış olanlar,
• Hastalık, stres, travma, ameliyat veya hamilelik gibi durumlarla karşılaşanlar
insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyarlar.
Gebelik, ameliyat gibi bazı özel durumlar sona erdiğinde insulin tedavisinden ilaç tedavisine geçilebilir.

İnsülin enjeksiyonu yapılırken uygulanan insülinin özellikleri, insulin enjeksiyon yerindeki farklılıklar, ısı, enjeksiyon yerine masaj yapılması, egzersiz gibi faktörler insülinin etkinliğini değiştirir.

Yapılan araştırmalarda insülinin en iyi emilim yerinin karın bölgesi olduğu görülmüştür. Giderek azalan emilim hızıyla, bunu kol, bacak ve kalça bölgesi izlemektedir.
Enjeksiyon yerinin seçimi kadar, insülinin kıvamı deri ile kas arasında kalan yağlı dokunun (subkütan) kalınlığı da önemlidir. Kasa yapılan insülin daha çabuk etki gösterir ve etkisi daha kısa sürer.
Kan akımını artmasını sağlayan durumlar (masaj, ısı uygulaması, geçici ısı artması, enjeksiyon yapılan yere uygulanan egzersiz gibi) emilimi hızlandırır.

İnsülin Tedavisi Uygulamasındaki Yöntemler
Günde bir kez insulin enjeksiyonu: Kan şekeri kontrolü ağızdan şeker düşürücü haplarla istenilen düzeyde sağlanamayan yaşlı, sosyal sorunları olan, yalnız yaşayan, hareket kısıtlılığı olan Tip 2 diaybetlilere önerilen en basit insülin uygulaması yöntemidir.
Günde iki kez insulin enjeksiyonu:Genellikle tek dozun yeterli olmadığı durumlarda tip 2 diyabetlilere önerilen insülin tedavisidir, sabah ve akşam saatlerinde yaklaşık 12 saat aralıkla olmak üzere günde 2 doz insülin uygulaması yapılır.
Günde 3 veya 4 kez insulin enjeksiyonu:Günümüzde en iyi insülini yerine koyma yöntemi olarak önerilmektedir. Gebe diyabetikler, tip 1 diyabetliler, günlük yaşamı yemek ve hareket yönünden yoğun ve düzensiz olanlar için en uygun yöntemdir. Bu yöntemle çok iyi bir kan şekeri kontrolü sağlanabilir. Günde 4 kez insulin uygulamasının yapılması (Yoğun insulin tedavisi) karbonhidrat sayımı yöntemi ile öğün planlamasının yapılmasını gerektirir.

İnsülinin Etkisinde Rol  Alan Faktörleri
Enjeksiyon yapılan yer: Subkutan uygulamada karın bölgesi hızlı ve uniform insulin absorbsiyonu sağlaması nedeniyle en iyi enjeksiyon bölgesidir. Bunun dışında baldırların ön dış yüzü, kalçaların üst dış kadranı ve kolların dış yüzeyine enjeksiyon yapılabilir. Kolların dış yüzü, insülinin kas içine verilme riski nedeniyle küçük çocuklarda tavsiye edilmez.
İnsülin enjeksiyonu yapılırken enjeksiyon yerinin alkolle silinmesine gerek yoktur. Genel olarak insulin, enjeksiyon yeri değiştirerek yapılmalı, aynı bölgeye en erken 1 hafta- 1 ay içinde tekrar yapılmalıdır. İnsülin emilimini olumsuz etkileyen lipohipertrofiyi önnlemek için enjeksiyonun aynı noktaya yapılmamasına dikkat edilmelidir. Lipohipertrofi gelişmişse, o bölge uzun bir süre kullanılmamalıdır.
En süratli etki karın cilt altı, en yavaş etki uyluk cilt altına yapıldığında olur. Kol, deltoid bölge cilt altı bu iki bölgenin ortasında bir etki hızına sahiptir.
Enjeksiyon ile yemek arasındaki zaman farkı: Enjeksiyondan hemen sonra yemek yenildiğinde, erken saatlerde hiperglisemi, 3-4 saat sonra ise hipoglisemi görülür. Enjeksiyondan sonra yemek saatinin gecikmesi durumunda da hipoglisemi ortaya çıkar.
Enjeksiyon ile egzersiz ilişkisi: Enjeksiyon yapılan kol, bacak, karın gibi bölgeler egzersize katılırsa insulin daha süratle kana geçerek hipoglisemi oluşturabilir. Bu nedenle enjeksiyon egzersiz esnasında en az çalışacak bölgeye yapılmalıdır.
(Örneğin: Futbol oynayacak kişi koluna, kol egzersizi yapacak kişi bacağına, atletizm yapacak kişi karnına insülin enjeksiyonu yapabilir).

İnsüline Karşı Lokal Reaksiyonlar
İnsülin enjeksiyonlarına karşı lokal reaksiyon sık değildir; görüldüğü zaman ise insülinin kendisine değil preperata eklenen maddelere (metacresol, phennol veya methyltydroxybenzoate) bağlı gelişir. İnsülin şişesi buzdolabından çıkarıldıktan hemen sonra enjeksiyon yapılırsa soğuk duyarlılığına bağlı ürtiker gelişebilir.

İnsülin Tedavisinin Yan Etkileri
İnsülin tedavisinin en önemli yan etkisi kan şekeri düşmesidir (hipoglisemi). Kan şekeri 50 ml/dl'nin altına düştüğü zaman hipoglisemi görülür. Hipoglisemi insülin dozunun fazlalığı, öğün atlama, yenilmesi gerekenden az karbonhidrat alımı, veya çok fazla egzersiz yapılması sonucu meydana gelebilir. Hipoglisemi belirtileri terleme, titreme, dikkat dağılması, baş dönmesi, şuur bulanıklığı, bulanık görme, uykudanuyanamamadır. Hipoglisemi evden uzakta, yolculukta veya herhangi bir yerde ve zamanda olabilir. Bu nedenle diyabetli birey yanında, kolay ulaşılabilir bir yerde karbonhidratlı bir gıda (kesme şeker, toz şeker, meyve suyu, limonata bulundurmalı ve mutlaka diyabet kimlik kartını mutlaka yanında taşımalıdır.